11 Ocak 2016 Pazartesi
Uykum ağırdır benim
-Cehennemden gelen ayak sesleri, beni kendisine adım adım yaklaştırıyor. Sigaramın dumanından yükselen portreler , alevler içinde şarkılar söyleyen kadınlara ne kadar da benziyor. Adımların sıklığı kendimi rahat ve güvende hissettiriyor gibi , yalnız değilim burada. Yalnızlık içinde aşağı akan kum tanelerinin bolluğu ile ateşlerin arasından dışarı çıkmaya çalışan kalabalık ne kadar da benzer. Yan yana kenetlenmiş günahkarlar birbirlerine ne kadar da uzak oysaki. Korkuyu aşmış onlar , cesaret teriminden de bir o kadar da uzak dikenli kaktüsler. Dikenlerini birbirlerine batırıyorlar. Acıları , çenelerinden aşağı sarkmış, dilleri ile kayıp çocuklarını aşağı itiyorlar. Göbek bağı ateşlerler içerisinde küle dönüşen masumlar birer birer cennete düşüyor. Sonu gelmez işgencelerinin tanımını yalnızlıkları ile tamamlıyor. Uzanıp tutunamadıkları korkuluklar , ellerine batan dikenlerden ibaret artık. Boyunlarından sarkan zincirler ile arka arkaya dizilen ufalmış kum taneleri birer birer karanlığa düşüyor. Sonu gelmiyor , ne kadar da çoklar. Uykusuzluğa alışmış bedenleri , kapanacak gözleri yok olmuş , nefeslerini karınlarındaki büyük delikten alıyorlar. Boğazlarından geçecek tek bir su damlası için yalvarıyorlar ama tek yutkundukları dişleri ile söktükleri tırnakları. Zarar veren elleri onları terketmiş , dilleri , gözleri , ayakları onları bırakıp gitmiş. Etrafımdaki parmaklıklar bana anılarımı yansıtıyor . Her utancımda bir yenisi ekleniyor. Gittikçe daralıyor bu kafes. Utançların sonu gelmez , hiç bitmiyor , ardı arkası kesilmiyor. O kadar yaklaştılar ki bana, ruhum eziliyor ve can çekişiyor aralarında. Bedenimi uzaktan izliyorum ama çektiği acı içime işliyor. Anılarım sürekli tazeleniyor ve yeniden yok oluyorum ta ki tekrardan doğuncaya kadar.
- Defnedilmeyi bekleyen , siyah kefenlere sarılmış bir beden. Çukuru kazılmış , derin çok derin , fırlatıp atacak kimse yok etrafta. Topraktaki yaratıkları, canlıları besleyecek bir yardımsever yok mu ? Kokmuş bedeni , kimse dişlemez onu, bir canlının neslini bile tüketir bu iğrenç bedeni. Çöllerin en karanlık yerinde unutulmuş , en soğuk gecesinde ve en yakıcı gündüzünde terkedilmiş bir ceset. Rüzgar üzerinde dans ediyor , kum tanelerini sürükleyerek yazılar yazıyor etrafına . Her harfte can çekişir gibi kıpraşıyor ceset. Alıp götürecek kimse yok mu onu. Tanrıda mı terketti seni ey kıymet bilmez , lanetli ruh. Yağmur yağmıyor onun üzerine , her parçayı her noktayı rahmetlendiyor ama onu es geçiyor. Ceset acı çekiyor , ağlamıyor kimse benim için , sende mi terkettin beni Tanrım!
Yaratıcı yüzeye inse etraf siyah kefenler ile dolardı dedi kefene sarılı olan. Kimse kurtulamazdı onun azabından bu canlıları, herkes diz çöküp af dilerdi. Peki ya affeder miydi ? Güneşin önünü bulutlar kapasa da , yağmur damlaları birer birer dökülse çürümüş bedenimin üzerine. Kefenime ak düşse de yavaşça gömülsem toprağın içerisine.
9 Ocak 2016 Cumartesi
Yorgun
Sızlanmayı kesti tıkanıp kaldığı delikte. Çaresizlik , kin duygusunu kabartıyordu merhametliler etrafımı sarar korkusuyla. Karşısında duran ayna , yansıtmıyordu bir delinin görüntüsünü , başkaları yer almıştı , başka gösteriler düzenleniyordu bu tiyatroda. Her perdenin açılışında , kıyametler ve çığlıklar bu deliye hitap etmiyordu. Tıpası bir açılsa , etrafını donatan kalabalığa ne sözler dökülecekti kim bilir. Ormanında yükselen o yüce ağaçların dansını, dalgaların hoyratça savrulmasına benzetti o an , kendi düzenlediği tiyatro oyununa, usta bir oyuncu ziyaret etmiş gibi sevindi kontrolsüzce . Salıncağı sallayan değil , sallanan olmak istedi , kudurmak istedi mutluluktan , gözleri yerinden fırlamış bir sincap misali fındık cennetinde uçmak , gözyaşlarını mutluluktan akıtmak istedi.
Pençelenmiş bir kurban , ipleri elinde olan bir kukla. Oysa , ipler başkasının elindeyken ne kadar da mutluydu bu sunak. Dişleri sararmış , gülmüyor kan gitmemiş suratına . Vücuduna bencillik işlemiş ve tüm kanı kalbine doğru akıtmış. Ve boynu bükük ! haksızlığı kabullenmiş. Unutmadım , diyecek kadar asil olamadı ama unutamadım diyecek kadar da masum bakıyor gözleri. Öfkeli , hırçın artık sözleri , tepeden aşağı yuvarlanan bir çocuk kadar saf aradığı heyecan lakin uçurumdan düşmüş kadar hasarlı beyni. Dikiş tutmaz duyguları , kibirli de biraz. arıyor etrafında o kokuyu ve o sesi. Bitmek bilmeyen bir arzu bu , beslendiği kaynak , aradığı efendisi mi yoksa , alışkanlık olmuş sevgisi mi.
Ne nefret duyabildi ona ne sevgi. Özleyemedi bile geçmişini , tıkadılar umutlarını, ulaşamadı hayallerine , tutunamadı ve yenik düştü yorgun bedenine..
7 Ocak 2016 Perşembe
Kanlı milad
Bir zirve yarışı, bir güç gösterisi insanoğlunun düşünce felsefesi. Temel prensibi yıkmak ve yok etmek, merhamet gösterileri düzenleyebilmek için . Canlıları incitmek , bunun için fırsat yaratmak özündeki isteği. Kendini kör edip , hislerini kuvvetlendiren ve bununla ayrı bir yarışa girmek isteyen fikirlerin vücut bulmuş hali.
İnşa eden elleri kırmadılar mı , fikirlerin üzerine toprak atıp mezarlıklar oluşturmadılar mı . Yok etmek isteyen bir insanın , yarattığı kendi dünyasına son kez tükürüp , yalatmak istemedi mi diğer insanlara . Son sözlerinde iyilik vaazları verip , geçmişlerinde bahçelerini kanlı kuyulardan sulamadılar mı. Şehvetin kölesi , karşı cinsin yaşama sebebi .İki yapının arasında kalıp , diğerinin üzerine basan ve elleri ile oluşturduğu sanatı zirveye taşıma isteği. Yükselt kendini ! senden başka kimse kalmasın sivri tepelerde.
Zayıf ellerde yükseldi örnek alınan insanlar, döneminde yaşamadın , aynı havayı solumadın , acısına ortak olmadın .Amacına ulaştığında , vasiyetin kime kalacak , senden sonrakiler senin hangi boş çuvalına çomak sokacak.
Dua
Dinleniyorum , sessizce akan bir ırmağın huzurunda diz çökerek. Akıntı ağır , akıntı çok narin .Cennetin damarlarında kaynayan saflığın , yavaşça ilerleyip , içerisinde hayata tutunan bir ağacın etrafında dans etmesi ve merakımı uyandırıyor oluşturduğu gizemli kıvrımlar. İçimi ısıtıyor bu ziyafet , gözlerim ve duygularım istediğini alıyor. Takip etsem ulaşır mıyım sonunda birleştiği geniş okyanusa. Derin bir mavi , derin bir sonsuzluk.
Sonuna kadar mücadele etmem gerek verdiğim savaşta. Her saniyemi değerli kılmam , tüm duygularımı memnun etmem gerek. Son vermek isterim çırpınışlara ama değerli ruhumu, değersiz vücudumdan ayırarak değil. Kendimi doğanın huzuruna teslim edip , zehirli kemirgenlerden ayrılarak.
-Nefret şelalesinde değil , mavi denizlere yenilmek isterim
Çok konuşan diller ile değil, dile gelmiş rüzgar ile sohbet etmek isterim
Gözlerimi açtığım yere değil , kapayacağım toprağa sarılmak isterim
İnşa etmek isterim kendi evimi , bahçemi renkler ile donatıp , güneşin bakışları ile ısınmak , bulutların hüznü ile yıkanmayı dilerim. Cennetin ön sözü olan dünyada , insanların cehennemi ile son bulmasın isteklerim..
4 Ocak 2016 Pazartesi
Gerçek dünya
-Yerdeki çamur ve pisliklerin arasından bizleri izlesinler..
Bir çocuk tanıyorum. Bedeni taşımıyor artık kafasını. Hükmetmiyor , yok olmuş vücut parçalanmış ve dökülüyor. Gözleri simsiyah, kulakları işitmiyor artık , zar yok olmuş yerine bir duvar örülmüş adeta.
Bir çocuk tanıyorum , vazgeçmiş her şeyden. Adımları düz değil, bir sağa bir sola yalpalıyor. Kaybetmeye alışmış , kafası karışmış bilmiyor yön ne tarafta. Saçları pis , iğrenç , birbirine karışmış , su yolunda akan o simsiyah su eşlik ediyor alnından aşağıya.
Bir labirent zihnim , puslu ormanlar ve duvarlarla çevrilmiş. Binalar yükseliyor arkalarında , durmadan akan bir çeşme ve sürekli yanıp sönen sokak lambaları. Güvende hissetmiyorum burada , yalnızca eksikler yok bu dünya da , birbirini tamamlayan kabuslarda var etrafta. Denizin feryatları kulağıma çalınıyor , kapatmış önünü yine uzunca bir bina, güneş doğmuyor buraya.
- Yolculuğa çıkıyorum sen ve ben, kimse olmadan , uyandırın beni
Topraktan süzülen dumanlar ve kanlı eller fırlıyor mezarlarından
Uykularım benden ne ister ? kabuslarım neler anlatıyor bana
Kar kaplamış gölgeleri , buz tutmuş anılarım , üşür bedenim rüyalarımda
Fısıltılara kapalı artık kulaklarım , yolculuğa çıkıyoruz seninle ve ışığımla gerçek dünyaya..
2 Ocak 2016 Cumartesi
Kuyu
Dipsiz bir kuyuyum ben , taş atsalar içime , inip çıkartamazlar. Merak etmezler içimde neler beslediğimi. Umursamazlar , tek gördükleri karanlık , uzun uzadıya bir karanlık. Ses duyamazsın, çıkartamazsın içimden tek bir fısıltı. Bağırırsın , çığlık atarsın tepki alamazsın benden ve bırakırsın en dibe doğru bir taş daha.
Ama ! taş kalmamış yerde , fırlatıp atılacak tek bir taş. Hepsi olmaması gereken yerde hak edilmeyen derinliklerde . Her bir taşa bir sitem , bir özür yada bir eylem fısıldanmış, geri getirilemez , çaresizlik ve özlem..
-Sersemlemişsin dostum , yorgun düşmüşsün. Nedir sırtında taşıdığın bu yük , paylaş benimle. Emanet et bana yüklerini , anlat , anlat bana, ellerini uzat. Kuralım ortaya bir çember ve yakalım ortasına bir ateş. Dans edelim birlikte etrafında gülerek, alaylar edelim ağzımızdan salyalar akarcasına. Tufanlar kopsun içinde , önce yukarı taşı o mutsuzluklarını sonra bedeninden dışarı fırlat ve yanışını izleyelim onların.
Sonra bir yağmur fırtınası ! sadece bizim etrafımızda , söndürsün o alev çemberini , dumanlar haykırarak yukarı yükselsin. Silme , dokunma gözlerine , bırak yağmurlar boşalsın hala sende , bırak elleme.
Anlat son kez dostum , bağır yüzüme , küfret bana. Sen kendine zarar verme , kurtul önce şu yüklerden. Geçmişi mi , üzerinden ki adımları mı , yaratıkların haykırışlarını mı , kimin baskısı , kimin kırbacı vuruyor üzerine. Anlat ama sadece bana , kendi kuyuna ve derinliğine.
31 Aralık 2015 Perşembe
Sessiz rehavet
Islık çalarak eve koşuyorum , her adımım da kanatlarım genişliyor , neyin heyecanı , neyin tutkusu bu. Dünyanın güzelliği merak sarmış fikirlerimi ama korkusu da vardı içinde büyümeyen ve kaybolup gitmeyen.
Büyüdükçe aptallaşıyor gibiyim , bedenim eskiyor , ruhum yaşlanıyor. Cümleler , masum çocukluğumdaki gibi gelişi güzel dökülmüyor ağzımdan , sözler sıralanmıyor artık hedefine. Terler avuçlarımın içi ve buz gibi erir vücudum. Meraklarım , arzularım son mu buluyor , hiç başlayamadım mı acaba yolculuğuma..
Ya şimdi , yırtık kağıtlar , bitmiş tükenmiş kalemler ve silinmiş yazılar süslemiş odamı. Penceremdeki yağmur damlaları süzülmüyor aşağıya , birbirini kovalamıyorlar, birleşmiyorlar , ortak noktaları kaybolmuş adeta. Ama ! adım atar gözlerim günde bir kez sana , ıssız ve yalnız bir yolculuk başlatırım anılarımla. Hüzünlerim ile kürek çekerim gözyaşları ile dolmuş nehir üzerinde ve merak , merak başlar geleceğime. Aralarım kapını günde bir kez , ziyaretlerim daima sana.
28 Aralık 2015 Pazartesi
Zirve
Karanlık bir yaşamın var. Narin tepelerin ardından el uzatmaya çalışan ve yeniden doğmaya can atan. Bulutlara uzanan ellerini tutan... Hayır ! bulutların ardında kimse yok. Boş ellerim yüzümü kavrıyor. Gözlerim kapalı, vazgeçmiş ruhum bu direnişten , istemekten neyi istediğini dahi bilememekten. Gözlerim düğüm , açılmıyor , yüzeyi beyaz önü karanlık.
Süzülmüş parmaklıklar arasından uçuruma uzanan bir ışık. Senin değil dur ! izle sadece. Aşağı bıraktı kendini kayboldu gözlerden. Kime ait bu ışık ? Hayır , kimse ait olduğu önemli değil , onu istiyorum , onu avuçlarımın arasına alıp saçtığı kıvılcımlarla gözlerimi kör etmek onu hapsetmek istiyorum. Ne anlamı kalır ki o boşlukta süzülmedikçe. Ben onun bu haline hayran kaldım , ona sahip olmadıkça , onu elde edemedikçe onu daha da çok sevdim. En tepeye ulaşmak tatmin etmedi , zira yorulmadı o . Basamakları adım adım çıkmadı , bacaklarına kramplar girmedi, hissetmedi o duyguyu. Yaranı kapatmayı deneme , acısı artar ama yok olmaz. Ayaklarına işleyen rüzgarın nefreti bacağını sarıyor , vücudunu ele geçiriyor soğuk , birini hatırlatıyor sana. Yok olmaz düşlerinin her bir kokusu seni ona iter, gerçekleşmeyen kurguların kafanda tekrar canlanır. Bilinç altın önceden programlanmış bir makine gibi ne eserse onu getiriyor gözlerinin önüne.
Çevren hız kazanmış , modern dünya seni ele geçirmesin. Yüzünü okşayan güneşin sıcaklığına aldanma. Gözlerin soğuk baksın, aldanma güneşe , izin verme sahteliğe benimle kal.
21 Aralık 2015 Pazartesi
Tarifsiz özlem
Son bir kaç saniyedir nefes alış veriş hızımı hesaplama çalışıyorum. Daha hızlı , daha yavaş , hızlı - hızlı ve yavaş. Gözlerimi açmayalı yıllar olmuş gibi. Ya gözlerim kapalı yada öyle hissetmemi sağlıyorlar. Kolumu hissediyorum , bacağımı, ayaklarımı , parmaklarımı ama sanki artık bana ait değillermiş gibi. Gözlerimi kapattığımı hayal ediyorum , yatağıma uzanıyorum ve gözlerimi kapatıyorum...
Yıllar önce gülüyordu insanlar , neye güldükleri önemli değil gülmeyi biliyorlardı onu hissediyorlardı. Ağlamayı ,tatmayı , aşık olmayı. Birbirine sarılıp mutlu olan insanlar yada hıçkırarak ağlayanlar. Aşkın tarifini yapamam eskiye gidip gelsem yine bir şeyler anlatamam sizlere. Sadece o diye tarif edebilirim o vardı o mükemmel his ve ismi aşktı.
Yavaş yavaş yıkılan duygularımızın yerini tek bir duygu aldı 'bencillik'. Tek bir duygu tüm dünyayı nasıl değiştirebilir. Bizleri nasıl esir alabilirdi. Gözyaşlarımızı nasıl söküp alabilirdi. Kopardı bizleri sevdiklerimizden , eşlerimizden , dünyadan, doğudan, batıdan, güneyden ve kuzeyden , kopardı ve aldı.
14 Kasım 2015 Cumartesi
Kör
Mükemmel bir denge ile oluşturduğun ve oyuna sokmaya hazırladığın yeni fikirlerin. Gözlerin bir başka bakıyor artık, sen değişmişsin. Çıplak ayakların ıslak zemin ile temas ederken çıkardığı şu ses..
Aklın oraya mı takıldı ? Ritim tutmaya başladın..Hoşuna gitmiş olmalı. Adımlarını sürdürüyorsun, yürürken daha zeki hissediyorsun galiba ,kafan çalışmaya başladı.
Göz bebeklerin yerinde durmuyor etrafa bir göz gezdir bence ama kafanı çeviremiyorsun , boynuna geçirilmiş bir tasma mı var yoksa ellerin boğazını mı kavradı. Hislerin geleceğe kayıyor gibi. Korkma, korku sana , mezara terk edilmiş ve ölmeyen bir bedenin etrafında dua eden bir kalabalık içerisindeymiş gibi hissettirir. Burada savaş yok tanıdığın insanlar hakkında bir fikrin yok. Bir bilinmezlik etrafında sürüklenen aklın ruhunu taşımaya yardım etmiyor ve ruhun ona sahip çıkmıyor.
Değişmeyi reddeden bir bedenin ruhu , başka bir bedenin beyni içerisinde süzülüyor. Yalana kulak asmayan ruh kendini kontrol edemiyor. Değişim başlıyor beklenmeyen kişide. Gözler birbirine bakmıyor ancak düşünceler aynı yönde ilerliyor. Yolları kesişmiyor, ortak noktalar kayboluyor, uzun gecelerde ve bitmeyen şarkılar eşliğinde.
Beyaz bayraklar seni tatmin etmiyor, ulaştığın zafer sana yetmiyor. Elden ele geçirdin arzularını , savaşa hiç son vermedin.
Aklın oraya mı takıldı ? Ritim tutmaya başladın..Hoşuna gitmiş olmalı. Adımlarını sürdürüyorsun, yürürken daha zeki hissediyorsun galiba ,kafan çalışmaya başladı.
Göz bebeklerin yerinde durmuyor etrafa bir göz gezdir bence ama kafanı çeviremiyorsun , boynuna geçirilmiş bir tasma mı var yoksa ellerin boğazını mı kavradı. Hislerin geleceğe kayıyor gibi. Korkma, korku sana , mezara terk edilmiş ve ölmeyen bir bedenin etrafında dua eden bir kalabalık içerisindeymiş gibi hissettirir. Burada savaş yok tanıdığın insanlar hakkında bir fikrin yok. Bir bilinmezlik etrafında sürüklenen aklın ruhunu taşımaya yardım etmiyor ve ruhun ona sahip çıkmıyor.
Değişmeyi reddeden bir bedenin ruhu , başka bir bedenin beyni içerisinde süzülüyor. Yalana kulak asmayan ruh kendini kontrol edemiyor. Değişim başlıyor beklenmeyen kişide. Gözler birbirine bakmıyor ancak düşünceler aynı yönde ilerliyor. Yolları kesişmiyor, ortak noktalar kayboluyor, uzun gecelerde ve bitmeyen şarkılar eşliğinde.
Beyaz bayraklar seni tatmin etmiyor, ulaştığın zafer sana yetmiyor. Elden ele geçirdin arzularını , savaşa hiç son vermedin.
29 Nisan 2015 Çarşamba
Teslimiyet
Arzular ayağa kalkmış, onu istiyorum. Nefisler esir olmuş yozlaşmış akıllarda
Girdabın içinde sürüklenen sıradan fikirler , okyanusun dibinde birikiyor
Temizlenemez ve yok edilemez bir çöplük orası , adım dahi atılamaz
Sadece ayak izleri kalmış kumsalda ve yalana tapanların ordusu
Arzular harekete geçmiş, onu istiyorum. Bedenlerini kuşatmış kıyafetleri
Ağızlarından salya akar , seni izler ve takip eder , gözleri üzerinde
Düşüncelerini okumak istemezsin ,akıllarından bacaklar ve dudaklar geçiyor
Boşaltılmış beynin karşı koyamaz onlara ve ellerinde tutuyorlar iplerini
24 Nisan 2015 Cuma
Bir adım fazlası
-Sözlerin, gözlerimin hedefini değiştirdi. Yakından uzağa , çok uzağa..
Bir kuş tüyünden daha hafif
Gök yüzündeki bulutlardan daha berrak
Gözlerden akan yaşlardan daha saf
Yüzlerdeki gülücüklerden daha parlak
Aradığım yer
Tutunduğu daldan daha sağlam
Aradığın mutluluktan daha temiz
Bulunduğun yerden daha aydınlık
İzlediğin dağlardan daha büyük
İstediğim yer
Verdiğim sözlerden daha sadık
Bıraktığım sırlardan daha gizli
Gömdüğüm sevgiden daha derin
Okyanuslardan büyük , güneşten sıcak
Hissettiğim yer
22 Nisan 2015 Çarşamba
Vekaletsiz seçim
-Beyin yıkamanın silahlardan daha üstün olduğunu kanıtladılar. Bu üzücü ancak çoğu insanın bunun farkında olmaması daha da üzücü.
Bir günahın boyutları ne derece büyük olabilir acaba. Yada ucu bizlere dokunan bir suçu affetme süresi ne kadar zaman alır. Yapılan hataları her zaman affedebiliriz. Ama bu bizi bir bağışlayıcı yapmaz. Hatalar her zaman karşılıklı anlaşmalar ile ortaya çıkar. O sana ipuçları sunar ve sen bunları görmezden gelirsin. Kaybedeceğini bildiğin bir kumara zar atarsın. Sonucunda karşı tarafı suçlarsın. Bizler dinlemekten çok konuşmayı tercih eden varlıklarız. Ucunda ışık gördüğümüz her tünele kafamızı sokarız ancak o tünel her zaman ışığa doğru yol almaz.
Affedilen bir suçun ipleri artık senin ellerinde. Aynı hatanın tekrarlanması veya bir yenisinin eklenmesi iplerin gevşediği anlamına gelir ve onu çekmeye kalkışırsan, ipleri koparabilirsin. O iplere zaman geçtikçe yenileri eklenecek ve canını yakmaya başlayacaktır.Onları ağırlığı her geçen gün artacaktır ve acı seni vazgeçirmeye çalışacaktır.
Peki ya sen ipleri nasıl kontrol edeceksin. Gevşeten mi, sürekli çekiştiren mi. Belkide elleri kanaya na kadar tutan ve en sonunda o ipleri bırakan.
21 Nisan 2015 Salı
Gururlu insanoğlu
-Kendimiz ile o kadar çatıştık ki zamanı geldiğin de umutlar bile kendini sakladı,
konuşmayı yasakladı ve anlatamadık birilerine , korkular , umutlar ile savaştı ve onlar galip çıktı. Dudaklarımız genişlemedi, aşağı doğru çekildi. Gözler, yaş ile kendini yenilemedi. Hapis kaldı içeride ve nehirler akmadı ileriye.
Suçlu kimdi? duygularımızın yoğunluğu mu karışıklığı mı ?. Bizi çevreleyen insanlar ve her kafadan kendisinin haklı olduğunu savunan sesler. İşitmeyi reddetmiş kulaklarını tıkayan insanlar. Gözlerini kapayıp unutmaya çalışanlar , dilini dahi kıpırdatmayanlar. Nasırlaşmış eller ve toprağı avuçlayarak derinlerde kendinden bir şeyler arayan gözler.
Umutlar ne içindi. Beklentiler ne için ?. Koca bir topluluğun önüne çıkıp senin için bağırdıklarını hayal ediyorsun .Aralarından birini seçip diğerlerine gözlerini kapatıyorsun. Biriktirdiğin duyguları ona veriyor, kendini teslim ediyorsun.
Suçlu kimdi ? son sözleri keşke ile dolup onlar için çırpınışlar. Kendisi için yaşayıp yanında onları da istemek. Sözlerinin, davranışların ile çelişmesi miydi bu.
Suçlu bizdik. Biz tektik , doğumda kendimiz için ağladık , büyürken kendimiz için çabaladık , ölürken de suçlu biz olmalıydık. Söyleyemediğimiz sözleri söylemeli , düşünceleri akıtmalıydık. Şüphe kalmamalıydı , boş sayfalar dolmalı, gözler etrafı izlemeli ve kulaklar onların seslerini işitmeliydik. Ellerimiz birbirlerine kenetlenmemeli onun ellerinide tutmalıydı. Suçlu bizdik, sizleride düşünmeliydik.
Söz gelimi
-Güven, korkuları yenerek kazanılabilirdi ve bizler sabretmeyi beceremedik.
Öncelikle kendimizi tanımlayalım , kısa sözlerde öz yol alalım.Bazen öyle bir susalım ki , anlam çıkarsınlar , ders alsınlar kulaklarını tıkayıp sözlerini sıralayanlar. Seni takip etmeyi istemezler ,yol senin yolun dur. Kafamızı çevirmeyelim geriye ve yere bakarak yürüyelim , toprağı izleyelim iz bıraksın ayaklarımız. Karşıya bakarsan bir şey göremezsin , geleceği göremezsin. Ama gözün arkada kalmasın attığın her adım seni zaten ileriye taşıyacak. İzlerin derin olsun, acısı derin, birazda şefkatli , gözlerimiz dolarak izleyelim seni.
Ulaşacaksın bir gün , avuçların boş kalacak ama ruhun huzurlu. Ne geriye gitmek isteyeceksin o an ne de ileri. Orada kalmak o anı sonsuza kadar yaşamak isteyeceksin .Takılıp kaldı diyecekler belki üzmeye çalışacaklar seni. Etrafında bir çember kurup , üzerine gözlerini dikecekler. Ulaşamadılar onlar çünkü. Yürümeyi öğrenemediler , anı yaşayamadılar. Sen kal orada , geçmişe gitme o anda. Boynunu büküp adım atmamak ruhunun ilerlemediği anlamına gelmez. Evet, artık senin adım atmana gerek kalmadı, çünkü gözlerin ve fikirlerin o görevi devraldı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)