17 Şubat 2026 Salı

Teslim Bayrağı

 Kafama giren sesler beni bir yolculuğa çıkarıyor. Beklenen bir yolculuk bu. Sadece o seslerin gelişiyle harekete geçen beden için zorlu ama gerekli bir yolculuk. Kabuk parçalandı, öz ortaya çıktı. Geride bırakılanlar artık umursanmıyor. Hangi yön, hangi seçim… Sesler yol gösteriyor.

Bir müzikal şölenin, bir şenliğin ortasında ilerliyor bedenim. Zaman böyle geçmeli; özümüz bunu bekledi bunca zaman. Tutkuyla bekledi. Yeni bir akılla geldi seçimler. Peki her yol denenmeli mi zafere giden yolda?

Doğduğumuz yeri ele geçirdi karanlık. Büyüdüğümüz yeri, ilk aşkı, ilk zaferi ve ilk kaybedişi… Simsiyah olanlar yok etti her şeyi. Ne acıdan bilgelik kaldı, ne zaferden sarhoşluk, ne de sevgiden elde tutulur bir iz. İzledin sen bu yok oluşları. Ne bir eylem karşılık verdi sonuca ne de kendini yenileme çabası. Özün sadece rolünü oynadı; gerçekler bir sahnede tüm çıplaklığıyla sergilendi. Onlar oynadı, sen oynadın rolünü.

O hâlde neden karanlığa teslim olmakta direnir kimliğin?

Karmaşanın merkezinde teslim bayrakları sallanıyor pencerenin dışında. Her yer, karanlığın içinde bembeyaz. Merkezde ise gözler izliyor seni; hedefini, kararını, teslimini bekliyorlar. Neden oyuna devam etmiyorsun? Çürümüşsün işte, neden o pis ağızdan, o kalabalığın içinden çekilmiyorsun?

Direniyorsun, çünkü mağlubiyeti kabullendin. Biliyorsun değişmeyecek; o pislik akan kaldırımın, logarlarla süslenmiş, seni büyüten mahallenin geleceği. Biliyorsun, batan güneşin hizası değişmeyecek. Direniyorsun, çünkü senden olmayan en küçük kum tanesini bile değiştirmekten vazgeçtin. Yeşermeyen çiçeği, karanlık odasını dönüştürmeyeceksin.

Kabullendin: Direncin bir mağlubiyet gibi görünüyor. Sana böyle öğretildi. Rüyalarına birkaç kod işlendi.

Ama bayrağı çekmedin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder